Netanyahu hakkında tutuklama kararı veren UCM hakimi Nicolas Guillou, ABD’nin kara liste kararı sonrası günlük yaşamının tamamen kilitlendiğini belirterek, “Hayatım 30 yıl öncesine, 1990’lara döndü” dedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama kararının ardından Washington yönetimi tarafından hedef alınan Fransız yargıç Nicolas Guillou, maruz kaldığı ağır yaptırımları anlattı. ABD’nin kara listesine alınan UCM hakimi, finansal ve dijital dünyadan koparıldığını belirterek hayatının 1990’lı yıllara geri döndüğünü söyledi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Ön İnceleme Dairesi’nin başında yer alan Fransız jurist Nicolas Guillou, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarılmasına onay veren heyette yer almıştı. Bu tarihi kararın ardından ABD yönetimi, mahkeme üyelerini ve hakimleri hedef alan yaptırım kararlarını devreye sokmuş, Guillou da ABD Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) tarafından hazırlanan Özel Olarak Belirlenmiş Kişiler (SDN) kara listesine dahil edilmişti.
“Kredi Kartımı Kullanamıyor, Dijital Hizmetlere Erişemiyorum”
Fransız televizyonuna konuk olan ve uğradığı ambargoların günlük yaşamını nasıl felç ettiğini dile getiren Hakim Guillou, küresel finans altyapısının ABD merkezli yapısına dikkat çekti.
Maruz kaldığı kısıtlamalar nedeniyle modern dünyanın sunduğu temel imkanlardan mahrum kaldığını vurgulayan Guillou, şu ifadeleri kullandı:
“Artık kredi kartımı kullanamıyorum, Amazon’dan alışveriş yapamıyorum. Airbnb, Expedia veya Booking.com gibi platformlar üzerinden rezervasyon yapabilmem tamamen imkansız hale geldi. Yaşadığım bu durum, adeta 30 yıl öncesine, 1990’lara dönmek gibi bir şey.”
https://cdn.karar.com/media/2026/07/video-2026-07-26-13-00-13.mp4
Uluslararası Hukuk ve Siyasi Baskı Tartışmaları Büyüyor
Guillou’nun açıklamaları, küresel finans ve dijital ağların ABD yaptırımları karşısındaki kırılganlığını bir kez daha gözler önüne sererken, uluslararası adalet mekanizmalarına yönelik siyasi baskıları da yeniden alevlendirdi.
ABD yönetimi, UCM’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik kararlarını “yetki aşımı” ve “ulusal güvenlik tehdidi” olarak nitelendirirken, insan hakları savunucuları ve uluslararası hukuk çevreleri ise mahkeme hakimlerinin hedef alınmasını yargı bağımsızlığına açık bir müdahale olarak değerlendiriyor.
UCM kararlarının ardından ardı arkası kesilmeyen yaptırımlar ve kısıtlamalar, küresel adalet sisteminin geleceği üzerindeki soru işaretlerini artırmaya devam ediyor.